Psikiyatr Uygun: Aşı karşıtları yerine kararsızlar ikna edilmeye çalışılmalı

Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Ersin Uygun, İspanyol gribinden bu yana küresel çapta ve ülkeleri bu derece etkileyen bir salgın yaşanmadığını, MERS ve SARS salgınlarının da tüm ülkeleri etkileyecek düzeyde olmadığını hatırlatarak, dünya için çok yeni olan pandeminin Covid-19’la insanların hayatına girdiğini anlattı.

Salgının başlarında verilen ilk tepkinin “ciddi bir şok tepkisi” olduğunu ve ne yapılacağını bilmeme, uyku bozukluğu, felaket düşünceleri, senaryoları ile kaygı düzeyinin çok yükseldiğini dile getiren Uygun, hastalığa çare bulmak için aşı ve ilaç çalışmaları başlarken, virüsü yok edecek veya hastalık yapmasını engelleyecek bir ilacın geliştirilemediğini hatırlattı.

Uygun, dünya genelinde bir salgını kontrol etmenin en temel aracının aşı olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti: “Bir kişi ancak hastalık etkenine karşı bağışıklık kazanmış seviyeye getirildiğinde yani onda hastalık yaratma hali engellendiğinde artık hastalığı yeryüzünden kaldırmış oluyorsunuz. Geçmişte de bunun bir sürü örneği var; en önemlisi çiçek hastalığı ve ona karşı geliştirilen çiçek aşısı. O yüzden bütün dünya dört gözle bu aşıyı bekledi. Daha sonra ülkeler arasında da ‘Aşıyı en hızlı kim yapacak? İlk aşıyı kim yapacak?’ yarışı görmeye başladık. Bu noktada kaygılar ortaya çıktı çünkü normalde bir aşı çalışmasının fazları vardır, 4 fazdan geçer, güvenli olduğundan, uzun vadede bir yan etki yapmadığından emin olunur ve ondan sonra piyasaya sunulur. Ancak haklı olarak pandemi nedeniyle o kadar çok kişi ölüyordu ki bu fazlar hızlandırıldı ve faz 4 beklenmeden çoğu aşıya acil uygulama izni verildi. İnsanlarda da kaygı oluşmaya başladı; ‘Uzun vadede bende bir şey yapacak mı, bana zarar verecek mi?’ düşünceleri filizlenmeye başladı. Daha sonra aşıların uygulanmaya başladığını gördük. Avrupa ülkeleri, İngiltere ve İsrail çok hızlı bir şekilde vatandaşlarını aşılamaya başladı. Bütün dünya, bu ülkelere kilitlendi: Ne kadar yan etki olacak, en kötü yan etki ne olacak?”

Türkiye’de uygulanmaya başladığında iki aşının çalışmalarının da devam ettiğine değinen Uygun, “Türkiye de ilk uygulanmaya başlanan aşının diğer ülkelerde yapılan çalışmalarla arasında verilerin farklı çıkması kaygıları alevlendiren bir durum oldu. Diğer bir aşının ‘Kardiyak yan etkileri olabilir.’ diye bir bilgi çıktı ve sanki çok sık oluyormuş gibi yanlış bir bilgiye dönüştü. Koronavirüsün ölümcüllüğü yanında devede kulak, ancak insanlar bunu bir kaygı nesnesi haline getirdi” dedi.

Doç. Dr. Ersin Uygun, aşıyla salgının kontrol altına alınması beklenirken, aşılanma başladıktan sonra toplumda farklılaşma gözlendiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “Toplum 4 gruba ayrıldı. Hızlı bir şekilde aşı yaptırmak isteyenler, kararsız ama aşı yaptıranlar, kesinlikle aşı karşıtı olanlar, aslında aşıya karşı olmayan ama kaygıları nedeniyle aşıdan kaçınanlar olduğunu gördük. Tümüyle aşı karşıtı olanlar ve kararsızları bir araya topladığımızda çalışmalar gösteriyor ki Türkiye’deki oran yüzde 30-35 seviyesinde ki bu çok önemli bir oran. Çünkü bu oran yüzde 10-15 seviyesinde olsa aslında bir sorun değil çünkü bir toplumun sürü bağışıklığı geliştirmesi için yüzde 80-85 arasında bir bağışıklama olması gerekiyor. Aşılanma oranı yüzde 80-85’e vardığında artık toplumun kendisi sürü bağışıklığı geliştirmiş kabul edilebiliyor. Bu noktada yüzde 10-15’lik bir kesim aşı olmasa da toplumu etkilemiyor. Ancak oran Türkiye’deki gibi yüzde 35 seviyesine geldiğinde artık bu toplumun ruh sağlığını etkileyen bir hal almaya başlıyor. Sadece kendi öz iradesiyle ‘Ben aşı olmak istemiyorum.’ dediğinde bu durum sadece onu etkilemiyor, bütün toplumu etkileyen bir hale geliyor.”

Kararsızlar ve aşı karşıtlarını ayırt etmek gerektiğine işaret eden Uygun, “Düşünce süreçleri de birbirinden farklı. Temelde aşıya karşı olanların düşüncelerine baktığımızda ciddi komplo teorileri ve bilimsel olmayan, ‘Aşıyla beynime çip yerleştirilecek’, ‘Aşıyla kontrol edileceğim’, ‘Aşı olmamızın nedeni ürememizin engellenmesi, kısırlık yaratması’ gibi doğru olup olmadığını hiçbir şekilde bilmediğimiz ve test edemeyeceğimiz, dogmatik düşüncelerin ve aşırı değerlendirilmiş inançların olduğunu görüyoruz. Ancak bu komplo teorileri veya bu inançları dile getiren bireylere bakıp kaygı düzeyi artanlar, yani kararsızlar olarak adlandırdığımız grup Türkiye’de dünya ortalamasından çok fazla değil ancak yine de fazla. İngiltere’de kararsızlar ve aşı karşıtlarının oranı yüzde 10-15 seviyesinde. Ülkemizde yüzde 30-35 seviyesine geldiğinde toplumun ruh sağlığı tehlikeye giriyor” diye konuştu.

Uygun, ayrıca gençlerin aşı olmayı daha fazla ihmal ettiğini belirterek, “Kıyaslıyor, ‘Aşı olduğumda bu olabilir.’ diye en felaket, en kötü senaryoyu çiziyor. ‘Aşı olmazsam Covid-19’a yakalanırsam zaten gencim atlatırım.’ düşüncesine kapılıyor. Bu çok yanlış bir düşünce. Çünkü şu anda görüyoruz Covid-19 nedeniyle yoğun bakıma giren hastaların ortalama yaşı çok düştü. Yaşlı bireyler aşılanıyor ve artık hastalanmıyor ya da çok hafif atlatıyor ama gençler hastalanıyor ve yoğun bakıma girmek durumunda kalıyor” dedi.

Doç. Dr. Ersin Uygun, şu önerileri sundu: “Başta çalışmamız gereken grup, kararsızlar. Çünkü aşı olmama nedeni, aşının zarar vereceği inancı değil; aşının ne yapacağını bilmediği için ortaya çıkan belirsizliğin yarattığı kaygı. Bu kaygı bir kaçınma davranışına neden oluyor. Önemli sorunlardan bir tanesi güven, uygulayıcılara, otoriteye, geliştiricilere yönelik güven. Çünkü bir kişi güvendikçe, baş edemeyeceği bir sonuçla karşılaşmayacağına inandıkça kaygılarının üstesinden gelir. Yoğun bakımda çalışan hekim arkadaşlarımızdan hep şu öyküleri duyuyoruz: Bir evdeki 5 kişiye Covid-19 bulaşmış, ileri yaştakiler aşılandığı için semptomsuz veya çok hafif atlatıyor ama aşılanmayan genç birey, çocuklar ağır geçirmeye başlıyor ve yoğun bakıma giriyor. Bunu olabildiğince haber haline getirip yaymamız gerekiyor. Bu noktada bir kamuoyu oluşması gerekiyor. ‘Aşı olmama gibi bir hakkı yok, benim sağlığımı tehlikeye atıyor.’ yaklaşımı kaygıya iyi gelen bir yaklaşım değil. Tam tersine kaygıyı anlamama, kaygıya rağmen ona zorla bir şey yaptırmaya çalışma bir tepki ortaya çıkarır. İnadına yapmaz veya kaygıyı güçlendirir daha da yapmaz, kaçınır. Bu, önemli bir grup diyebiliriz. Kaygıyı anlamak ve ele almak, bu kaygıyı çalışmak çok değerli toplumsal bazda. Burada da aşıya yönelik mitler çalışılabilir. Aşıya bağlı ölüm vakası ya da ciddi yan etkiler var mı yok mu, oranlar ne kadar bunların şeffaf bir şekilde ortaya konulması ve bunun aşıya bağlı olmayabileceği durumunun da tartışılması gerekiyor.”

Aşırı değerlendirilmiş inanç veya komplo teorileriyle hareket eden grubun ikna edilemeyeceğini dile getiren Uygun, “Bu, Türkiye’de belki yüzde 10 olarak ifade edebileceğimiz bir grup, bu fikri değiştirmemiz mümkün değil. Üstelik daha da kötüsü, aşı karşıtlığı ve bilimselliğe olan inanç bu grupta farklı telden çalıyor diyebiliriz. Bu grupta bilime inanmama da çok fazla. Nasıl aşının faydalı olacağına inanmıyorsa, aşının zarar vereceğine inanıyorsa bilimin de zarar vereceğine inanıyor aynı grup. Dolayısıyla bilimsel verilerle ikna edebileceğimiz bir grup değil. Kendi sınırlarını korudukları sürece aşıya karşı kalmaya devam edecekler. Bu, toplum ruh sağlığını veya toplum sağlığını etkilemeyecek düzeydeyse kabul edilebilir. Avrupa bunu yapıyor, kabul ediyor. Almanya zorla aşı yaptırmıyor ama hayattaki işleri zorlaştığında bu defa bu iş kolaylaşsın diye artık aşı yaptırmaya başlıyor bu grup. Bu durum kararsızlarda da işe yarıyor. ‘Aşı zarar verir.’ kaygısı yaşayanlar günlük hayatlarında zorlanmayla karşılaştıklarında bu riski göze alıp aşı olabiliyor” diye konuştu.

Uygun, aşı olmayan kişilerin futbol maçlarına seyirci olarak alınmamasının önemli ve doğru bir karar olduğunu belirterek, “Aşı olmama hür iradeyle alabileceğin bir karar ama diğerlerini hasta etmeyi engellemek otoritenin görevidir. Otorite onları korumak zorunda. AVM’lere, toplu alanlara, ötekine bulaştırma riskinin yüksek olduğu alanlara aşılı olmayan bireylerin girişinin engellenmesi çok önemli bir müdahale. Kararsızlar için de diğerleri için de. Bu gibi uygulamaların getirilmesi aşı karşıtlığını azaltabilir, aşılanma oranını da artırabilir. Çatışmaya girme ve cezalandırmayla bir şey elde edemeyiz, amaç aşılanmış, bağışıklığı olan grubu korumaya çalışma” değerlendirmesinde bulundu.

Aşılama ve toplum bağışıklığının oluşturulmasının önemine işaret eden Uygun, “Kaygıları, korkuları konuşuyoruz ama çok önemli bir faktör daha var; ihmal. Toplumumuzda bu, diğer ülkelere göre daha yüksek. Vatandaşlarımız kendilerini çok ihmal ediyor. ‘Daha sonra randevu alırım’, ‘Şu işim bitsin öyle yaparım’ diyen, genel olarak sağlığını ve kendilerini ihmal eden bireyler aşılamayı da ihmal ediyor. Bu noktada zorla aşı yaptırmak değil ama aşıya erişimleri veya kendini ihmal etmenin önüne geçme yönünde de stratejiler geliştirmek gerekiyor. İş yerlerinde aşılama kampanyaları gibi. Bireylerin aşı merkezlerine gelmelerini beklemek değil, mobil aşı ekipleriyle ev ev ya da iş yerlerini gezip orada aşılama yapılması belki aşılama oranını artırmada en çok işe yarayacak müdahalelerden biri olacaktır” diye ekledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir